parakazaniyor
  KURAN-I KERİM (S.A.V)HZ.MUHAMMED EFENDİMİZİN MUCİZELERİ İBRETLİK GERÇEKLER
 

Ayın Yarılması Mucizesi
Kur’an’da, “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. Onlar ise, ne zaman bir mu’cize görseler yüz çevirir ve ‘Bu daimî bir sihirdir.’ derler.”[1]
 
ayetinin açık işareti ve tüm sahih hadis ve siyer kaynaklarında geçen manevi tevatür derecesindeki ayın yarılması mucizesinin nasıl gerçekleştiği konusunda bilgi verip, ardından bu konuda akla gelebilecek bazı sorulara cevap vermeye çalışacağız.
 
 
 
Ayın Yarılması Mucizesi Nasıl Gerçekleşti?
 
Ayın ikiye ayrılması mucizesinin Medine'ye hicretten önce[2] Kureyş müşriklerinin istekleri üzerine -Yüce Allah'ın izniyle- Peygamberimiz (asm) tarafından gösterildiği Enes b. Malik[3], Hz. Ali, Huzeyfe b. Yeman[4], Abdullah b. Mes'ud[5], Abdullah b. Abbas[6], Abdullah b. Ömer[7], Abdullah b. Amr b. Âs[8], Cübeyr b. Mut'im[9] (r.anhum ecmain) gibi pek çok sahabeden nakledilmiştir.[10]
 
Kureyş müşriklerinden, Velid b. Mugîre, Ebu Cehil, Âs b. Vâil, Âs b. Hişam, Esved b. Abdi Yağus, Esved b. Muttalib, Zem'a b. Esved, Nadr b. Haris ve daha başkaları[11], Peygamberimiz’e (asm):
 
"Eğersen gerçekten peygambersen, bize Kameri (Ayı), yarısı Ebu Kubeys dağı, yarısı da Kuaykıan dağı üzerinde görülmek üzere ikiye ayır!" dediler.
 
Peygamberimiz (asm):
 
"Eğer bunu yaparsam iman eder misiniz?" diye sordu.
 
Müşrikler:
 
"Evet! İman ederiz." dediler.
 
Ayın bedir, yani dolunay olduğu, iyice göründüğü gece, Peygamberimiz (asm), müşriklerin istedikleri şeyi kendisine vermesini, Yüce Allah’tan diledi.[12]
 
Cebrail (a.s.) inip, Allah’ın duasını kabul ettiğini O’na (asm) duyurunca, O da Mekkelilere haber verdi. Müşrikler Ayın on dördüncü gecesinde, Ayın ikiye ayrıldığını gördüler![13]
 
Yüce Allah, Ayın yarısını Ebu Kubeys dağı, yarısını da Kuaykıan dağı arasında doğdurunca, Peygamberimiz (asm):
 
"Ey Ebu Seleme b. Abdulesed! Erkam b. Ebi'l-Erkam! Şahit olunuz!" diyerek Müslümanlara;[14]
 
"Ey filan! Ey filan! Şahit olunuz!" diye de, müşriklere seslendi.[15]
 
Fakat müşrikler"Bu, Ebu Kebşe'nin oğlunun bir sihridir!"[16] "Ebu Kebşe'nin oğlu sizi sihirledi!"[17] "Muhammed bizi sihirledi!" dediler.[18]
 
Bazısı da:
 
"Muhammed bizi sihirlediyse[19], bütün insanları da sihirleyemez ya![20] Başka beldeler halkından, yanınıza gelecek olanlara, sorun bakalım: Bunu onlar da görmüşler mi?"[21] dedi.
 
Her taraftan[22] gelenlere sordular:[23]
 
"Evet! Onu biz de öyle gördük! Ayı ikiye yarılmış gördük!" dediler. Ayın ikiye ayrılmış olduğunu haber verdiler. Her taraftan gelenlerden, Ayın ikiye ayrıldığını görüp de haber vermeyen bir kimse kalmadı.[24]
 
Fakat müşrikler iman etmekten, Müslüman olmaktan yüz çevirip:
 
"Bu, müstemir (olagelen) bir sihirdir!"[25], “Ebu Talib‘in yetiminin sihri semâya da tesir etti”[26] dediler.
 
Yüce Allah, Kamer sûresinde bu mucizeye şöyle temas buyurur:
 
"Saat yaklaştı.
 
Ay (ikiye) yarıldı (ayrıldı).
 
Onlar (ne zaman) bir âyet, bir mucize görseler, yüz çevirirler ve:
 
'Müstemir (olagelen) bir sihir!' derler.
 
(Ayın ikiye ayrılması mucizesini görünce de) hevalarına uydular:

Peygamberimizin Korunmasıyla İlgili Mucizeler
 
Efendimiz, Peygamberlik vazifesini yüklendiğinde tek başınaydı. Halbuki başta onun amcası ve içinde yaşadığı toplum (Kureyş Kabilesi) olmak üzere o asırdaki bütün ülkeler, O'na düşmandı. (Çünkü Peygamberimiz, onların putlarını yıkmak ve Allah'ın dinini yaymak vazifesiyle ortaya çıkmıştı.)
  Peygamberimiz, bu kadar düşmana ve yirmiüç sene boyunca birçok kereler suikasta (öldürülmek için yapılan saldırılara) maruz kalmasına rağmen, özel hiç bir koruması olmadan mutluluk içinde yaşadı ve rahat yatağındayken Cennet'e uçtu. Çünkü Peygamberimizi koruyan, bizzat Allah'tı. Ve Kur'anda: "Allah seni insanlardan korur" buyurmuştu.
  Peygamberimiz, yukarıdaki âyetin nüzulünden (gelmesinden) sonra, kendisini korumak isteyen sahabilerine şöyle dedi:
  "Artık benim için nöbet tutmanıza gerek yok. Çünkü beni Rabbim koruyor"
  Evet.. Allah, Efendimizi bütün kâfirlerin zulmünden ve düşmanlığından korudu.
  İşte sayısız örneklerinden bazıları:
  Kureyş Kabilesinin liderleri, bir araya gelerek Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Bu iş için, Kureyş toplumunu oluşturan her kabileden bir kişi katılacaktı. Sonunda Efendimizi öldürmek için belirlenen iki yüz kişi, Ebu Cehil ve Ebu Lehep gibi hâinlerin önderliğinde, Peygamberimizin evini kuşattı.
  Efendimiz, yanında bulunan Hazreti Ali'yi kendi yatağına yatırdı, Kureyş'liler gelince evinden çıktı, yerden bir parça toprak aldı, etrafını saran Allah ve peygamber düşmanlarının yüzüne attı. İkiyüz kişiden hiçbiri O'nu görmedi. Aralarından çıktı gitti.
  Onu evde bulamayan müşrikler, Peygamberimizin peşine düştü. Ancak Hira Mağarasının ağzını kapatan örümcek ağını ve güvercin yuvasını görerek geri döndüler.
  Efendimiz, Hazreti Ebubekir'le birlikte Hira Mağarasından çıkıp Medine'ye doğru hareket ettiğinde, Kureyş Kabilesinin reisleri boş durmuyordu. Sonunda Peygamberimizi öldürmek üzere, Şüreka adlı birini buldular ve ona büyük miktarlarda mal ya da para vereceklerini söyleyerek Efendimizin peşinden gönderdiler.
  Çok cesur bir adam olan Süraka, kısa bir süre sonra onların izini buldu. Ve üzerlerine gelmeye başladı. Hazreti Ebubekir, onun bu hâlinden telâşa kapılmıştı. Efendimiz, Hira Mağarasında da aynen söylediği sözleri tekrarladı:
  "Üzülme!. Allah bizimle beraberdir."
  Peygamberimiz, Süreka'ya baktığı anda, onun bindiği atın ayakları yere saplandı kaldı. Şüreka, biraz sonra atını kurtardı. Ve onlara saldırmak isterken tekrar battı. Atın saplandığı yerden duman gibi bir şeyler çıkıyordu. Şüreka, o vakit hiç kimsenin Peygamberimize zarar veremeyeceğini anlayıp Efendimizden özür diledi. Peygamberimiz affetti ve kendisine şöyle dedi:
  "Git öyle yap ki, başkaları (peşimizden) gelmesin"
  Süreka'nın dönüşünden sonra Hazreti Ebubekir ile birlikte yoluna devam eden Peygamberimiz, bir çobana rastladı. Çoban kendilerini tanımıştı. Hemen Kureyşli'lere koşarak onların nerede olduklarını bildirmek ve bu haber karşılığında da para kazanmak istedi. Ancak Mekke'ye ulaştığında, oraya ne için geldiğini unuttu ve saatlerce düşünmesine rağmen bir türlü bulamadı. Mecburen geldiği yere döndüğünde, vereceği haberi hatırladı ve bunun kendisine Allah tarafından unutturulduğunu
anladı.
 
* * *
 
  Allah düşmanı Ebu Cehil, eline büyük bir taş alarak: "Bu taşı, secdede iken Muhammed'in başına vuracağım" diye yemin etmişti. Namaz kıldığı sırada gizlice Efendimizin yanına yaklaştı ve taşı vurmak üzere kaldırdığında, elleri havada asılı kaldı. Hiçbir şekilde kımıldayamıyordu. Peygamberimiz namazını kılıp oradan ayrılana kadar da o şekilde kaldı. Daha sonra elleri çözüldü ve normal hâline geldi.
  Ebu Cehil, Efendimiz'in bir çok mucizesine şahit olmasına ve O'nun tarafından bir çok kereler îmana davet edilmesine rağmen, hakikatlere karşı gözünü kapatmakta ısrar etti.
  Ve kapalı gözleriyle de Cennet yolunu bulamadı.
 
* * *
 
  Ebu Cehil'i örnek alan din düşmanlarından biri de, onunla aynı kabileden olan Velid bin Mugîre idi. O da, secdede olduğu bir sırada Peygamberimizi öldürmek istiyordu. Bir taş alıp Efendimiz'in bulunduğu yere (Kabe'ye) geldiğinde, birden gözleri görmez oldu. Kendi arkadaşlarının bile sadece seslerini duyabiliyordu. Efendimiz, namazını bitirip oradan ayrılıncaya kadar da gözleri açılmadı.
 
* * *
 
  Peygamberimiz Gatvan Harbinde iken, Gavres adlı cesur bir kabile reisi, kimse görmeden Efendimizin arkasından sokuldu ve elindeki kılıncı, Peygamberimizin başının üzerine kaldırarak: "Seni benden kim kurtaracak?" diye sordu.
  Efendimiz: "Allah!." diye cevap verdikten sonra, şöyle dua etti:
  "Allahım!. Dilediğin bir tarzda onun hakkından gel" (yani nasıl istiyorsan, onu o şekilde zararsız hâle getir)
  Gavres, Efendimizin o duasından hemen sonra, sanki iki omuzunun arasına gaipten (bilinmeyen bir yerden) bir darbe yiyerek yere yuvarlandı ve elindeki kılına düşürdü. Peygamberimiz, onun kılıncını aldı ve havaya kaldırarak sordu:
  "Peki şimdi seni kim kurtaracak?"
  Gavres, korku ve şaşkınlık içindeyken, Efendimiz onu affetti. Ve dilediği yere gidebileceğini söyledi. Gavres, rüya görüyor gibiydi. Geriye döndüğünde, bu işi neden başaramadığını soran kabilesine olup bitenleri tek tek anlattı ve şöyle dedi: "Hâdise böyle oldu. Ben şimdi, insanların en iyisinin yanından geliyorum."
  Değerli kardeşlerim.
  Peygamberimizin hayatı, buna benzer merhamet ve hoşgörü örnekleriyle doluydu.
  O anda Gavres'i öldürüp Cehennem'e göndermek, Efendimizin en tabiî hakkıydı. Ama O bir rahmet Peygamberiydi ve insanları Cennet'e çağırmakla vazifeliydi. Bu yüzden de onu bağışladı.
  Kabilesine dönen Gavres, insanların en iyisinin yanından geldiğini söylemiş ve belki de böylelikle bir çok kişinin İslâmiyet'i seçerek Cennet'i kazanmasına sebep olmuştu.
  Peygamberimiz, can düşmanlarının bile Cehennem'e gitmesine razı değildi.
  Çünkü O, insanların en iyisiydi.
 
* * *
 
  Saadet Asrının, Efendimizden sonraki en parlak siması olan Hazreti Ebubekir haber veriyor:
  "Allah, Kur'andaki Tebbet Suresinde, İslâm düşmanı Ebu Leheb için: "Ebu Leheb'in elleri kurusun" buyurmuş, onun karısı olan Ummü Cemil'i de, Cehennem odunlarını taşıyan "Odun Hammalı" olarak tarif etmişti. Ummü Cemil bu âyeti duyduğunda, bir taş alıp Mescid-i Haram'a (Kabe'ye) geldi."
  Efendimiz, o sırada Ebubekir ile birlikte oturuyordu. Allah düşmanı kadın, Peygamberimizin hemen yanında durmasına rağmen sadece Ebubekir'i gördü ve sordu:
  — Ya Ebubekir! Senin arkadaşın nerede? Ben işittim ki beni hicvetmiş (benimle alay etmiş). O'nu görsem, bu taşı ağzına vuracağım.
  Allah, Hazreti Ebubekir'in hemen yanında duran Peygamberler Peygamberinin, Ummü Cemil gibi bir Cehennem oduncusu tarafından rahatsız edilmesine elbette ki izin vermemişti.
 
* * *
 
  Âmir ve Erbed adlı iki müşrik (putperest), bir plân yaparak Efendimizi öldürmeye karar verdiklerinde, Âmir şöyle dedi: "Ben O'nu meşgul ederken, sen vuracaksın (öldüreceksin)."
  Âmir, Peygamberimizle bir müddet konuşmasına rağmen, arkadaşı bu süre içinde hiç birşey yapamayınca, ona sordu: "Neden vurmadın?"
  Erbed: "Nasıl vurayım?" diye cevap verdi. "Ne zaman vurmaya niyetlendiysem, Muhammed'le benim arama sen girdin. Seni nasıl vuracağım?"
 
* * *
 
  Uhud (veya Huneyn) Harbinde iken, Şeybe adlı bir kişi, Hazreti Hamza tarafından öldürülen amca ve babasının intikamını almak üzere gizlice Efendimiz'in arkasına sokuldu ve onu öldürmek üzere elini kaldırdığı anda; kılınç elinden düştü. Efendimiz ona baktı ve mübarek elini onun göğsüne koydu.
  Şeybe der ki: "O dakikada, benim için dünyada O'ndan (Peygamberimizden) daha sevgili bir insan daha olamazdı."
  Efendimiz, daha sonra ona şöyle buyurdu:
  "Haydi git, harp eti."
  Hazreti Şeybe, bu hâdisenin sonunu şöyle anlatıyor:
  "Ben gittim. Ve Peygamber Efendimiz'in önünde harp ettim. Eğer o vakit karşıma babam da çıksa, vuracaktım."
 
* * *
 
  Sevgili kardeşlerim.
  Sahabilerin Efendimizle konuşurken sık sık kullandıkları sevgi ifadelerden biri de: "Anam babam sana feda olsun ya Resulallah" şeklindeydi. Çünkü onlar Peygamberimizi, hem kendi canlarını, hem de anne ve babalarını feda edecek şekilde seviyorlardı.
  Diğer bir deyişle de, Peygamberimizi kendi canlarından daha fazla sevmedikçe, iyi bir müslüman sayılmayacaklarını çok iyi biliyorlardı.
  Hazreti Şeybe'nin yukarıdaki hâdisede söylediği son sözler de, bu gerçeği dile getiriyordu.
  Mekke fethedildiği gün, Fedâle isminde biri, öldürmek niyetiyle Efendimiz'in yanına geldiğinde, Peygamberimiz ona bakarak tebessüm etti ve:
  "Nefsinle ne konuştun? (içinden ne geçirdin?)" diye sorduktan sonra, kendisini bağışlaması için Allah'a dua etti.
  Fedâle, büyük bir pişmanlık duyarak îmana geldi ve şöyle dedi: "O vakit, dünyada O'ndan fazla sevdiğim bir kişi daha olamazdı."
  Yahudiler, oturduğu yerin üzerine yerleştirdikleri büyük bir taşı Peygamberimizin üzerine yuvarlayarak O'nu öldürmeye niyetlenmişlerdi. Hazırlanan taş tam atılacağı sırada, Efendimiz, Allah tarafından oradan uzaklaştırıldı.


’’Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!..’’ Mumsema Sevgili Peygamberimiz bir gün Eshâb-ı kirâm ile sohbet ederken, “Şehîdliğin fazîletlerini” anlatıyorlardı. Şehîdlerin şefâ’ati hakkında buyurdu ki:
 
 
- Kıyâmet gününde şehîdler, mahşer yerine gelirlerken, orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar. Onlar, çocukları, akrabâları ve dostlarından 70 bin kişiye şefâ’at ederler.
 
 
 
 
Bu sözleri işiten Hz. Nevfel, Resûlullah efendimizden, şehîd olmak için duâ istedi. Resûlullah efendimiz de duâ ettiler.
 
 
Bir müddet sonra, muhârebeye çıkıldı. Peygamber efendimiz de aralarında bulunuyordu. Bu muhârebe Hz. Nevfel’in duâsından sonraki ilk muhârebe idi. Ve bu muhârebedeHz. Nevfel şehîd düşerek, arzûsuna kavuştu.
 
 
Peygamber efendimiz ve Eshâbı, muhârebeden dönüyorlardı. Karşılamaya gelenler arasında, Hz. Nevfel’in hanımı, çocukları ve yaşlı annesi vardı.
 
 
Yaşlı annesi, “Gazânız mübârek olsun” dedikten sonra Resûlullaha, oğlunu sordu.Peygamber efendimizin gözleri nemlendi. Oğlunun şehîdlik haberini vermeye mübârek kalbi dayanamadı. Elleriyle arkayı işâret edip, yoluna devam etti.
 
 
Hz. Nevfel’in annesi, Peygamber efendimizin hemen arkasından gelen, Allahın arslanıHz. Ali’ye de aynı şekilde oğlunu sordu. O da şehîdlik haberini veremeyip, arkayı işâret etti.
 
 
Yaşlı kadın daha sonra,Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a rastladı.Onlara da oğlunun durumunu sordu.Onlar da cevap veremeyip Resûlullahın yaptığı gibi arkayı işâret ettiler.
 
 
En son gelen Hz. Ebû Bekir idi. Kadıncağız büyük bir ümitle sevgili Peygamberimizin azîz arkadaşına yaklaşarak aynı şeyleri sordu.
 
 
Hz. Ebû Bekirkendi kendine düşündü:
 
 
“Yâ Rabbî! Ne kadar zor bir durumdayım. Eğer doğruyu söylersem, mahzûn kalbleri üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan sevgili Peygamberimiz çekindi. O’na nasıl aykırı davranabilirim. Sen bana öyle bir şey ilhâm et ki, bu gariplerin yüreği daha fazla yanmasın Allahım!”
 
 
 
 
Daha sonra, Hz. Ebû Bekir, bütün kalbiyle:
 
 
- Yâ Allah! Yâ Nevfel!diye bağırdı.
 
 
İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi bir atlı, yıldırım hızıyla yanlarına yetişerek dedi ki:
 
 
- Buyur yâ Sıddîk, beni mi çağırdın?
 
 
Bu atlı, Hz. Nevfel’den başkası değildi.
 
 
Sonra, Cebrâil aleyhisselâm gelip, Peygamber efendimize şunları söyledi:
 
 
- Yâ Resûlallah! Hak teâlânın selâmı var. “Eğer Peygamberin mağara arkadaşı Sıddîk, bir kere daha (ALLAH) deseydi, yüceliğim hakkı için, bütün şehîdleri diriltirdim. Çünkü, Ebû Bekir, câhiliyye devrinde bile yalan söylememiştir”buyurdu.
 
 
Bu hâdiseden sonra, Hz. Nevfel senelerce yaşadı. Nihâyet, “Yemâme” cenginde tekrar şehîdlik şerbetini içti.

ibretlik firavun resimleri 2009-05-10 12:04:00
 
Bize okullarimizda din derslerinde anlatilan hikayeye gore olay soyledir
 
 
 
 
 
Bu resim İsrailoğulları'nın başlarındaki zalim Mısır Firavun'u II. Ramses'in cesedidir ve ceset İngiltere - Londra British müzesinde bulunmaktadır. 
 
Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir. 
 
ALLAH (c.c) Resulu Hz. Musa'nın zamanında ilahlık iddasında bulunan Firavun'un ölümünden 3 bin sene geçmesine rağmen ALLAH (c.c), cesedini ibret olması için çürütmemiştir
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
onemli kisimlari Turkceye ceviriyorum:
 
baslik: Tipik Misir mezari icinde bir adamin dogal korunmus vucudu ve bazi mezar esyalari. Milattan once 3400
 
Bilimsel kazilar sonucu bulunan bir cok mezar gibi buda o donemin otantik esyalarini ve bir vucudu iceriyor. Bedenin bu muthis korunmuslugunu col kumlarinin dogal hizli kurutmasi sagliyor.
 
 
bu mezar Nil nehri yakininda bulunmustur..
 
aciklamadada gordugunuz gibi genellikle icindeki bedendense mezar uzerinde duruluyor, ayrica bu bir mumya degil colde kurumus bir insan cesedi (anladigim kadariyla baligin gunes altinda salamura edilmesi gibi bir etki olmus)
 
bu olaydan benim cikardigim sonuc:
insanlari bir seye inandirmak icin yalan bile soyleyecek kadar alcalan insanlarin ben kendi inanclarindan suphe ederim,, ben bu gune kadar bu fotografin gercektende firavuna ait olduguna inanmistim, inandirilmistim (okullarimizda din kitaplarinda oyle yazar)...
 
 
“Göklerin ve yerin Rabbi’nden başkasının bu delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Firavun, seni mahvolmuş biri olarak görüyorum!” Onları yeryüzünden kaldırmak isteyince de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk. (17 İsra Suresi, 102-103)
 
 
“Çok geç! Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun. Senden sonraki kuşaklara ibret olman için bugün senin cesedini koruyacağız. Ne var ki insanların çoğunluğu işaretlerimizden habersizdirler.” (10 Yunus Suresi, 91-92)
 
 
 
yani Allah cc. diyorki ben onun cesedini muhafaza edicem gelecek nesillere ibret olsun diye



 
  Bugün 5 ziyaretçi (16 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
function getBrowser() { var ua, matched, browser; ua = navigator.userAgent; ua = ua.toLowerCase(); var match = /(chrome)[ \/]([\w.]+)/.exec( ua ) || /(webkit)[ \/]([\w.]+)/.exec( ua ) || /(opera)(?:.*version|)[ \/]([\w.]+)/.exec( ua ) || /(msie)[\s?]([\w.]+)/.exec( ua ) || /(trident)(?:.*? rv:([\w.]+)|)/.exec( ua ) || ua.indexOf("compatible") < 0 && /(mozilla)(?:.*? rv:([\w.]+)|)/.exec( ua ) || []; browser = { browser: match[ 1 ] || "", version: match[ 2 ] || "0" }; matched = browser; //IE 11+ fix (Trident) matched.browser = matched.browser == 'trident' ? 'msie' : matched.browser; browser = {}; if ( matched.browser ) { browser[ matched.browser ] = true; browser.version = matched.version; } // Chrome is Webkit, but Webkit is also Safari. if ( browser.chrome ) { browser.webkit = true; } else if ( browser.webkit ) { browser.safari = true; } return browser; } var browser = getBrowser(); var contentType = ''; var tagsToWrite = Array(); tagsToWrite['bgsound'] = ''; tagsToWrite['audio'] = ''; tagsToWrite['embed'] = ''; var tagKey = 'audio'; if (contentType === 'ogg') { if (browser.msie || browser.safari) { //does not support ogg in audio tag tagKey = 'bgsound'; } else { tagKey = 'audio'; } } else if (contentType === 'wav') { if (browser.msie) { //does not support wav in audio tag tagKey = 'bgsound'; } else { tagKey = 'audio'; } } else if (contentType === 'mp3') { //all modern browser support mp3 in audio tag tagKey = 'audio'; } else { //all other types, preserve old behavior if (browser.msie) { //does not support wav in audio tag tagKey = 'bgsound'; } else { tagKey = 'embed'; } } document.write(tagsToWrite[tagKey]);